2 Aralık 2012 Pazar

İNTİKAM - 1.BÖLÜM

28 Nisan 1987 - 23:32

Bir devlet hastanesinde bir çocuk doğdu. Çocuğun babası dışarıda bekliyordu. Çocuk ve annesi dışarıya çıktı. Fakat çocuk doğarken annesini öldürmüştü. Bu çocuğun ismini babası, Ali olarak verdi.

O gün aynı hastanede başka bir çocuk doğmuştu. Aralarında sadece 10 dakika vardı. Doğan bir erkek çocuktu. Annesi eline alır almaz ismini söyledi; Yiğit.


16 Mart 1992

Yiğit ve ailesi, bilmeden Ali ve babasının karşısındaki apartmana taşınmıştı. Bu iki ailenin ve çocuklarının birbirlerinden haberleri yoktu.

22 Şubat 1995

Bu iki çocuk, diğer çocuklar gibi birbirleri ile tanışıp kaynaşmışlardı. Yiğit'in babası 1 yıl önce ölmüş, annesi ona hem analık hemde babalık yapıyordu. Ali'nin hiç annesi yoktu, babası çalışıyordu, ona bakıcı bakıyordu. Yiğit ile Ali birbirleri ile kardeş gibi oldular zamanla.

13 Ocak 2000

Ali ile babasının evine hırsız girmiş, babasının verdiği çaba sonucunda bir kurşun ile babası ölüp, Ali tamamen öksüz kalmıştır.

25 Ağustos 2001

Ali ile Yiğit kardeş gibi oldukları için aynı evde kalıyorlardı. Yiğit'in annesi Ali'ye de bakmaya başlamıştı. Fakat çocuğunu ve Ali'yi düşündüğü için hiç bir zaman evlenmedi. Mahallenin bakkalı yardımsever yaşlı amca kahvaltılık veriyordu, buna karşılık Yiğit'in annesi Sevim, bakkalın hanımına temizliğe yardıma gidiyordu.

Yiğit sürekli okuyordu, fakat Ali okumuyordu. Aynı okula ve aynı sınıfa gidiyorlardı. Yiğit'in notları çok iyi, Ali'nin notları ise kötüydü. Ali artık, Yiğit'in annesine anne diyordu, Sevim ise onu çocuğu gibi görüyordu.

Zamanla Ali'ninde dersleri düzeldi. Çok mutlulardı. Üniversite kazandılar, farklı üniversitelere gidip aynı zamanda mezun oldular.


2 Şubat 2010

Ali ve Yiğit aynı yerde çalışıyorlardı. Gece iş çıkışı taşıt yerine yürümeyi tercih ettiler. Yürürken muhabbete daldılar, ıssız bir yere girdiler.
Ali: "-Nereye girdik ?"
Yiğit: "-Bilmiyorum, iyi dalmışım ama. Gel bakalım nereye çıkacağız?"
Yürürken bağırış sesleri duydular. Meraktır ya, bakmak istediler. 3 tane takım elbiseli adam, bir tane üstü başı yırtık adamı dövüyorlardı. Bellerinde silah vardı. Ali ve Yiğit hemen saklanarak izlediler. Adamlardan biri silahını çıkarıp adamın kafasına 1 el ateş etti. O sırada Yiğit korkudan ses çıkardı. Adamlar bunu gördü. Ali ve Yiğit koşmaya başladılar.


BUGÜN

Yiğit: "-Günaydın kardeşim."
Ali: "-Günaydın."
Yiğit: "-Hadi kahvaltı edelim, işe geç kalacağız."
Aşağıya inip kahvaltı ettiler. Hayatlarına devam ediyorlardı bir şey yokmuş gibi, fakat Ali'nin kafası her zaman oradaydı. 2 sene geçmiş olmasına rağmen polislere haber vermedikleri için hem pişmanlık hemde korku besliyorlardı bunun için.

Yola çıktılar. Yiğit arabasına binerken Ali yürümeye devam ediyordu.
Yiğit: "-Nereye Ali?"
Ali: "-İşim var, sen git, benim geç geleceğimi söyle."
Yiğit binip gitmiştir. Ali ise taksiye binip yola koyulur.




Ali, polis karakolunun önüne gelir. Kapısında öyle bir dururki, sanki bir şüpheli, saldırı yapacak, yer keşfi yapıyormuşcasına bakar. Fakat içeri girip söylemeye cesareti yoktur. Düşünür, fakat olmaz. Ama en sonunda bir düşünce onu cesaretlendirir ve içeri girer. Önüne gelen polise şikayette bulunmak istiyorum der. Polislerden biri amirin yanına götürür.
Ali: "-Efendim kusura bakmayın fakat bir bilgilendirmede bulunmak istiyorum."
Amir: "-Buyrun?"
Ali: "-Şubat ayının 2010 yılında gerçekleşen bir olay."
Amir yerinden doğrulur.
Amir: "-Devam et."
Ali: "-Kardeşim Yiğit ile birlikte iş çıkışı yürümek istedik. Fakat dalmış olmalıyız, ıssız bir yere geldik. Karanlık ve sanki ormanlık gibi bir yer. Şaşırdık, fakat Beykoz'dayız. O sırada bağırışmalar duyduk merak ettik, duvarın arkasına gizlenip 3 adamın 1 adamı dövdüğünü ve silahları olduğunu gördük. Daha sonra 1 tanesi silahını çıkarıp adamı kafasından vurarak öldürdü."
Amir: "-Peki neden şimdi anlatıyorsun bunu?"
Ali: "-Efendim, korkum geçmedi, 2 sene bunu düşündüm. Fakat bugün cesaretimi topladım."
Amir: "-Tamam sen dışarıda bekle."

Ali dışarıya çıkar, telefonu çalar o sırada.

Ali: "-Efendim?"
Yiğit: "-Nerdesin?"
Ali: "-İşlerim var, bugün gelemeyebilirim."
Yiğit: "Ne yapıyorsun?"
Ali: "-İşlerim var, şu an meşgulüm hadi sonra görüşürüz."

Ali akşam üstü karakoldan çıkar saat geç olduğu için eve döner. Oturup yemekten sonra televizyon izliyordur. Sevim gelir.

Sevim: "-Oğlum bu saat oldu Yiğit gelmedi. Bir arasana nerede?"
Ali: "-Trafik vardır, gelir."
Sevim: "-Sen bir ara."
Ali: "-Tamam anne tamam."

Ali, Yiğit'i arar fakat 10 tane cevapsız arama bırakmasına rağmen telefona cevap veren olmaz. Ali'de bunun üstüne iyice şüphelenmeye başlar.

Sevim: "-Hiç böyle yapmazdı bu çocuk, Allah'ım sen koru."
Ali: "-Korkma anne, dediğim gibi trafik vardır, telefonu sessizdedir."

Saat geç olmuştur. Ali'nin telefonu çalar.

Ali: "-Alo?"
Adam: "-Merhaba Ali."
Ali: "-Buyrun?"
Adam: "-Kardeşin Yiğit geldi mi eve?"
Ali: "-Sen kimsin? Neden soruyorsun?"
Adam: "-Kardeşin sanırım bir duvara çarpmış, biz bulduk ki iyi şimdi."
Ali: "-Ne diyorsun lan sen! Kimsin?"
Adam: "-2 Şubat 2010'um ben Ali."

Ali tır çarpmışa döner.

Adam: "-O günü hatırladın mı Ali?"
Ali: "-Bak, nerden buldun, nasıl buldun bilmiyorum. Sadece bana kanıtla."

Ali telefonda kardeşinin sesini duyar.

Ali: "-Ne istiyorsun?"
Adam: "-Neden bunca zaman sonra yapmaman gereken şeyi yaptın?"
Ali: "-Öyle gerekiyordu."
Adam: "-O zaman kardeşin sonuçlarına katlanacak. Görüşürüz."
Ali: "-Dur dur, kapatma, ne istiyorsun?"
Adam: "-Hiç bir şey Ali."

Adam telefonu kapatır. Ali hemen montunu alıp evden çıkar. Annesine cevap bile vermeden koşarak taksiye binip uzaklaşır ordan. Bilmediği yerlere gidip aramaya koyulur. Aklına polise başvurmak gelir fakat olacakları düşünüp vazgeçer. Sahile gelir ve oturur. Sadece bekler, neyi bile beklediğini bilmiyordur. Yaklaşık 1 saat sonra telefonu çalar. Aynı numara olduğunu görür görmez hemen açar.

Ali: "-Alo!?"
Adam: "-Sahilde ne yapıyorsun Ali? Neyi bekliyorsun?"
Ali: "-Madem nerde ve kim olduğumu biliyorsun, gel beni al, bırak kardeşimi."
Adam: "-O biraz zor. Çeneni tutamayan adama karşılık, delikanlı ve çenesini tutan adamlara ihtiyacım var. Nasıl bir bela aldığının farkında bile değilsin."
Ali: "-Bana bak her kimsen, kardeşimi bırakmazsan eğer..."
Adam: "-Ne olur ? Ne yaparsın?"
Adam: "-Çeneni kapat ve beni dinle. Eğer kardeşini görmek istiyorsan dediğim herşeyi yapacaksın."
Ali: "-Çok film izledin galiba?"
Adam: "-İyi görüşürüz."
Ali: "-Tamam tamam söyle."

Ali sadece küçük işler yaptıracağını sanıyordur.

Adam: "-Başbakana suikast yapacaksın."
Ali: "-NE!?"
Ali: "-Dalga geçiyorsun herhalde?!"
Adam: "-Çok ciddiyim, bana yaptığını ancak bu şekilde verebilirsin. Senden intikamımı öldürerekte alabilirim, ama daha iyi bir planım var. Seni ben direk değil, dolaylı olarak ölüme yolluyorum. Suikast planı sana kalmış, başbakan yarın ölecek."

Telefonu kapatır. Ali ne yapacağını dahi bilemez. Ya kardeşi ya da o ölecektir. Ali bunu yapsa da yapmasada öleceğini bilir. O yüzden bir araba kiralar, daha sonra bilmediği yerlere gidip gezmeye başlar. Ne yapacağını bilemez. O sırada telefonu çalar.

Adam: "-Güzel plan. Hem o, hem ben aynı anda ölürüz diyorsun yani."
Ali: "-...."
Adam: "-Bombaların yerini sana vereceğim, orada buluşacağın bir adamdan alırsın."

Ali verilen adrese gider, fakat bunu yapacağını bilemez, ne yaptığını bile bilmiyordur. Karanlık ve ıssız bir yere gelir. Arabadan iner.

Ali: "-Kimse var mı?"
Bir Dost: "-Hoşgeldin Ali kardeş. Buyur, arkadaşlar arabaya teçhizatı kursun, biraz konuşalım."

Ali cevap vermeden içeri girer.

Bir Dost: "-Patronum Serdar sana gerekenleri söyledi sanırım."
Ali: (İçinden) "-Serdar"
Bir Dost: "-Başbakan yarın evine gidiyor. Gerisi sana kalmış."
Koruma: "-Abi yükledik bombayı."

Ali bir şey demeden kalkar, giderken arkasındaki adam dur der.

Bir Dost: "-Al bu silahı, ne olur ne olmaz hanii."

Ali bir şey demeden alır ve arabaya biner. Arabanın içinde bomba doludur, Ali o kadar çok korkuyordur ki bu korkuyu istese de istemesede belli ediyordur. Ne yapacağını bilmiyordur. Geceyi arabada bomba korkusuyla geçirir, uyuyamaz.

Sabah olmuştur, Ali arabayı yıkamayıca çekmiştir. İçinde bekliyordur. Başbakanın gelmesine az kalmıştır. Telefonu çalar.

Ali: "-Alo?"
Adam: "-Televizyondan canlı yayınmış gibi izliyorum seni. Ne yapacağını biliyorsun. Onu öldür, kardeşin canlı olarak eve gidip, annesiyle birlikte ağlayacak senin için."

Telefon kapanır.

Başbakanın gelmesine az kalmıştır. Ali'nin eli ayağı titriyordur. Heryerde polis vardır. Başbakan karakolun oradadır. Ali arabayı çalıştırır.



yazan&yöneten
FURKAN SOYSAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder